İKİNCİ BÖLÜM PARA ARZI 1. Para Arzı ve Önemi Bir ekonomide belirli bir anda dolaşımda bulunan her türlü paranın toplam miktarına para arzı denir. Para arzı bir stoktur ve bu anlamda bir ekonomide dolaşımda mevcut olan para miktarını verir. Para ve para arzı makroekonomik değişkenlerin en önemli değişkenlerinden biridir. Para arzının bu önemi büyük ölçüde içinde bulunduğu ekonominin diğer değişkenlerini etkileyebilmesinden kaynaklanmaktadır. Para arzı değişmeleri faiz oranları üzerinden yatırım ve üretim gibi faktörleri etkileyerek ekonominin reel dengesi üzerinde etkili olmaktadır. Parasal aktarma mekanizmasına göre, para arzında meydana gelen bir artış faiz oranlarında düşüşe neden olmakta, dolayısıyla yatırım ve üretim artmaktadır Para arzındaki düşüşler ise faiz oranlarını arttırarak yatırım ve üretim üzerinde azaltıcı etkiler yaratmaktadır. Para politikalarının temel değişkeni aslında para arzıdır. Çünkü para politikası yürütücüleri para arzını kontrol altında tutarak ekonomik hedeflere ulaşmak isterler. Para arzı kontrolüne bağlı olarak ekonomik değişkenlere etki etmeyi hedefleyen para otoritelerinin, para arzı kapsamına girecek unsurları iyi belirlemeleri gerekmektedir. Uygulamada paranın ne olduğu ya da nelerin para kabul edileceği konusunda anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Durum böyle olunca para arzı tanımına nelerin gireceği konusunda görüş birliği oluşturmak güçleşmektedir. Ayrıca günümüz ekonomilerinin önemli özelliklerinden birisi, finansal işlemler ve ilişkilerinin baskınlığıdır. Yalnızca ticari bankalardan oluşan bir finansal sisteme göre bankaların yanı sıra banka dışı mali aracıların rollerinin arttığı bir finansal sistemde para arzı tanımı farklılık arz etmektedir. 2. Para Arzı Tanımları Bir ekonomide, nakit paradan şirket varlıkları üzerinde hak doğuran araçlara kadar, değişik finansal varlıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda para arzının kapsamı, ekonomik ve finansal sistemin gelişmişlik düzeyi, ödeme araçlarının çeşitliliği gibi faktörlere bağlı bulunmaktadır. Bunlardan hangilerinin para olarak kabul edildiğine bağlı olarak değişik parasal büyüklük tanımlamaları yapılmaktadır. Paranın fonksiyonlarına farklı ağırlıklar veren değişik iktisat okulları, farklı para arzı tanımları yapmışlardır. Ancak burada bir konu dikkati çekmektedir: Tanımlar farklı olmasına 1 rağmen birbiriyle çelişmemekte, biri diğerini tamamlamaktadır. Aşağıda Klasiklerin ve Monetaristlerin para arzı yaklaşımı kısaca verilmiştir: Klasiklerin Para Arzı Yaklaşımı: Bu yaklaşımda, paranın sadece değişim aracı olma fonksiyonu üzerinde durulmuştur. Para kapsamına, ödeme aracı olarak genel kabul görmüş değerler dahil edilmiştir. Klasiklerin tanımı, dar para tanımıdır ve şöyle formüle edilir: Çek ve banka kartı kullanma sistemi gelişmiş ülkeler için, para arzı (M), dolaşımdaki (nakit, currency) para (C) ve vadesiz mevduat (DD) toplamına eşittir. M=C+DD Monetaristlerin Para Arzı Yaklaşımı: Bu görüş, Milton Friedman’ın başını çektiği Chicago Yaklaşımı olarak da bilinir. Monetaristler, paranın değer saklama aracı olma fonksiyonunu da dikkate almışlardır. Değişik amaçlarla bankalarda tutulan, değişim amacıyla serbestçe kullanılamayan vadeli mevduat (TD) tanıma dâhil edilmiştir. Bu, geniş para tanımıdır: M=C+DD+TD Özetlemek gerekirse, paranın sadece değişim aracı olma fonksiyonu üzerinde duran dar anlamda para arzı Klasik Yaklaşım olarak da adlandırılmaktadır. Buna karşılık geniş anlamda para arzı ise Chicago Yaklaşımı olarak bilinmektedir. Bu iki tanımın dışında Gurley ve Shaw Yaklaşımı, para tanımının halkın alternatif likit değer olarak kabul edebileceği tüm değerleri içermesi gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım para tanımına, ödeme araçları ve bunların yakın ikamelerinin girmesi gerektiğini ifade ederler. Para arzını her zaman ve her yerde oluşturan tek bir tanım bulunmadığı gibi, henüz itirazsız kabul edilebilecek tam bir tanım da yoktur. Örneğin, kredi kartları bir ödeme aracı olarak kabul edilebilir mi? Bu sorunun cevabı evet ise, o zaman insanların kredi kartlarındaki kredi üst sınırları (limitleri) toplamı para arzına dahil edilmelidir. Aynı şekilde, elektronik paranın da para arzı tanımına dahil edilip edilmeyeceği tartışma konusudur. Bu tartışmalı konulara rağmen kesin bir konu şudur: Değişim ve ödeme aracı olarak hizmet veren belirli varlıklar zaman içinde değişmekte ve dolayısı ile para arzı tanımları da farklılaşmaktadır. Türkiye’de T.C. Merkez Bankası çeşitli para arzı tanımları yapmaktadır. TCMB, 2005 tarihinden itibaren dört ayrı para arzı tanımı yapmıştır: M0, M1, M2 ve M3. Türkiye’de kullanılan para arzı tanımları aşağıda en dar para arzı tanımından en geniş olanına doğru açıklanmıştır. 2 M0: En Dar Para Arzı; TCMB tarafından dolaşıma çıkarılmış banknotlarla, Darphane tarafından dolaşıma çıkarılmış madeni paradan bankaların kasalarında bulunan nakit paranın düşülmesiyle bulunan toplamı gösterir. M0 = (Dolaşımdaki Banknotlar + Dolaşımdaki Madeni Paralar) – Banka Kasalarındaki Nakit M1: Dar Tanımlı Para Arzı; Para arzı tanımlardan en çok kullanılanı dar tanımlı para arzıdır. Doğrudan ve istendiği anda hiçbir kısıtlama olmaksızın ödemelerde kullanılabilen finansal varlıkları içerir. Dar tanımlı para arzı, dolaşımdaki nakit (C) ve vadesiz mevduatların (D) toplamından oluşmaktadır. M1 = Dolaşımdaki Nakit + Vadesiz Mevduatlar M1= M0 + Vadesiz Mevduatlar M1 dar para arzı tanımı dolanımdaki paraya yani M0’a bankalarda bulunan vadesiz mevduatın da eklenmesiyle ortaya çıkar. Dar tanımlı para arzı eşitliğinde yer alan “dolaşımdaki nakit” ticari bankalar dışındaki işletmelerin ve hane halklarının ellerinde tuttukları madeni ve kâğıt paralardan ibarettir. Dar tanımlı para arzı tanımı içindeki vadesiz mevduatlar, mevduat bankalarındaki, katılım bankalarındaki ve merkez bankasındaki Türk Lirası (TL) ve yabancı para mevduatlardan oluşmaktadır. M2: Geniş Para Arzı; Geniş tanımlı para arzı, M1 para arzına mevduat bankaları, katılım bankaları ve TCMB’deki TL ve yabancı para vadeli mevduatların (TD) ilave edilmesiyle bulunmaktadır. M2 = Dolaşımdaki Nakit + Vadesiz Mevduatlar + Vadeli Mevduatlar M2 = M1 + Vadeli Mevduatlar Dolanımdaki para ve vadesiz mevduat, ödeme aracı niteliği tartışılmayacak kadar net olan ödeme araçlarıdır. Dolayısıyla bu iki kalemin birlikte oluşturduğu en yaygın ve en eski para miktarı kavramı M1, paranın mübadele aracı olma fonksiyonunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda, M1’deki değişmeler bir ekonomide harcama eğilimlerini yansıtmaktadır. Buna karşılık geniş anlamda para miktarını gösteren M2, M1’in kapsadığı büyüklüklerin yanında, ödeme aracı niteliği, yani likidite derecesi daha düşük olan vadeli mevduatları içermektedir. Bu nedenle M2, paranın değer muhafaza aracı olma fonksiyonunu da dikkate alınmaktadır. M2 kavramı, A. Schwartz ve M. Friedman tarafından önerilmiş ve uygulanmıştır. Bu iki iktisatçıya 3 göre, parasal bir ekonomi ile basit mübadele ekonomisi arasındaki en önemli fark, parasal ekonomide alım ve satım işlemlerinin farklı zamanlarda gerçekleştirilebilmesidir. Parasal ekonomide bir malı satan kişi, bunun karşılığında başka bir malı satın almak mecburiyetinden kurtulmakta, elde ettiği satın alma gücünü paraya çevirerek erteleyebilmektedir. M2 para kavramını geliştiren iktisatçılara göre, para son tahlilde mübadele aracı olmakla birlikte, aynı zamanda satın alma gücünün geçici olarak ertelenmesini sağlayan bir araçtır. Bu anlamda, vadeli tasarruf mevduatları, “satın alma gücünü belirli bir süre muhafaza eden aktifler” olarak görülmekte ve para arzına dahil edilmektedir. M3: En Geniş Para Arzı; TCMB tarafından yapılan son ve en geniş tanımlı para arzı M3’tür. M3 para arzı aşağıdaki gibidir: M3 = M2 + Repo + Para Piyasası Fonları + İhraç Edilen Menkul Kıymetler Repo (Repurchase Agreement); menkul kıymetlerin (Devlet tahvili, hazine bonosu, finansman bonoları, piyasada işlem gören borçlanma senetleri gibi) belirli bir vade sonunda geri satın alınmasını öngören bir satış anlaşmasını ifade eder. Repo, borçlanmanın teminatlı hale getirilmesinin bir çeşididir. Para piyasası fonları, piyasada yatırım fonu adı altında bankalarca oluşturulan fonları ifade etmektedir. İhraç edilen menkul kıymetler; bankaların çıkardıkları 2 yıla kadar vadeli tahvil ve bonoları ifade etmektedir. İhraç edilen menkul değerler kalemi, 31.10.2010 tarihinden başlamak üzere M3 para arzı tanımına dahil edilmiştir. Bununla birlikte ülkelerin finansal sistemlerindeki gelişmeler ve sistem içinde kullanılan finansal varlıklara bağlı olarak para arzı tanımlarının kapsamının sürekli değişebileceği de aklımızda bulunmalıdır. 4 3. Parasal Taban Parasal taban, dolaşımdaki paraya bankaların merkez bankasındaki mevduatlarının (zorunlu karşılıklar ve bankalar serbest mevduatı) eklenmesi ile elde edilir. Para tabanı, ekonomide dolaşan nakit miktarını ifade eder. İki bölümden oluşur: Dolaşımdaki para ve banka rezervleri. Dolaşımdaki para, halkın elinde tuttuğu banknot ve madeni paraları ifade eder, diğer bir ifadeyle günlük hayatımızda kullandığımız para. Banka rezervleri, bankaların merkez bankasındaki hesaplarında tuttukları nakit mevduatlardır. Parasal taban, baz para olarak da adlandırılmaktadır. Para arzıyla karıştırılmaması gereken parasal taban, yalnızca nakit ve nakit mevduatları içerir. Buna karşılık, para arzı bir ülkedeki tüm para arzını kapsayan geniş bir terimdir. Merkez bankası, para arzını kontrol etmek için parasal tabanı kontrol etmeye çalışır. Parasal tabanın bir bölümü halkın elinde nakit olarak tutulurken, diğer bir bölümü ise bankalar tarafından rezerv olarak tutulmaktadır. Bankaların rezervleri ise zorunlu ve serbest rezervler olmak üzere iki alt gruba ayrılmaktadır. Bu bağlamda parasal taban, dolaşımdaki nakit ile bankaların rezervlerinin toplamından oluşur ve aşağıdaki gibi formüle edelir: MB = C + R Burada; MB parasal tabanı, C dolaşımdaki parayı, R bankaların rezervlerini sembolize etmektedir. Merkez bankası, parasal tabanı belirler ancak parasal taban, M1’in çok küçük bir kısmını oluşturur. Para arzı tanımlarının miktarları, merkez bankasının ne kadar parasal taban ihraç edeceğine, bankacılık düzenlemelerine ve halkın yatırım portföyüne bağlıdır. Parasal taban, para arzı üzerinde para çarpanı yoluyla etkili olmaktadır. Merkez bankası, parasal tabanı, yani dolaşımdaki nakit ve banka rezervlerinin toplamını kontrol edebilirken, bu toplamın dolaşımdaki nakit ve rezervler arasında bölünmesini belirleyememektedir. Bu anlamda, bir kişinin veya şirketin nakit olarak tuttuğu parayı bir bankaya yatırması dolaşımdaki nakit miktarını düşürürken banka rezervlerini aynı miktarda arttırdığı için parasal taban aynı kalır. Parasal taban banka rezervleri ve dolaşımdaki paranın toplamından oluşurken, para arzı vadesiz mevduatlarla dolaşımdaki paranın toplamıdır. Bu ikisi arasındaki ilişkide; birincisi, parasal tabanın bir bileşeni olan banka rezervleri para arzının bir bileşeni değildir. Bir kişinin elinde bulunan bir banknot para olarak kabul edilir; çünkü bu banknot harcamalarda kullanılabilir. Buna karşılık bir bankanın kasasında rezerv olarak tutulan veya merkez bankasına yatırılan bir banknot harcamalarda kullanılamayacağı için para arzının 5 bir parçası olarak düşünülemez. İkincisi, harcamalarda kullanılabildikleri için para arzı miktarının bir kısmını oluşturan vadesiz banka mevduatları parasal tabanın bir parçası değildir. Parasal tabanla para arzı arasındaki ilişki, merkez bankasının, bankaların ve halkın davranışlarına bağlıdır. Merkez bankası parasal tabanı ve zorunlu karşılık oranını kontrol eder, halkın davranışı nakit/mevduat oranını belirler, bankalar ise para arzı sürecine aşırı rezervler yoluyla ve halkın ödeme alışkanlıklarını değiştirebilecek finansal yeniliklerle katılırlar. Merkez bankasının parasal tabanı değiştirmek için kullanabileceği dört araç vardır. Bunlar: - Altın ve döviz rezervleri karşılılığında, - Açık piyasa işlemleri aracılığıyla, - Bankacılık sistemine verilen krediler karşılılığında, - Kamu kesimine açılan krediler karşılılığında. Altın ve Döviz Rezervleri Karşılığında: Merkez bankalarının aktifleri arasında döviz ve altın rezervleri bulunmaktadır. Altın ve döviz rezervleri parasal taban üzerinde iki taraflı etki yaratabilir. Piyasadan döviz ve altın satın alan merkez bankaları, karşılığında piyasaya para sürebilirler. Bunun tersi bir durumda yani, merkez bankası piyasaya altın ve döviz sürmesine bağlı olarak piyasadan para çekmekte baz parayı daraltmaktadır. Ancak bu yöntem uygulamada genellikle, para arzı oluşturmaktan ziyade, döviz kurunu kontrol etme amacına hizmet eden bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Açık Piyasa İşlemleri Karşılığında: Açık piyasa işlemleri para yaratma yolları arasında en yoğun başvurulan yöntemdir. Açık piyasa işlemeleri, DİBS (devlet iç borçlanma senetleri) başta olmak üzere çeşitli finansal araçların merkez bankası tarafından alınıp-satılarak 6 ekonominin para arzını etkilemesi olarak tanımlanabilir. Merkez bankaları, genellikle çeşitli devlet iç borçlanma senetleri ve özel sektöre ait bazı finansal varlıkları bankalar ve aracı kurumlarından satın alarak karşılığında piyasaya para sunmaktadır. Piyasadan bu gibi varlıkların merkez bankası tarafından satın alınması, piyasaya para çıkmasına ve baz paranın artmasına neden olacaktır. Bununla birlikte bu işlemin tersi bir uygulama ise yani ifade edilen varlıkların merkez bankası tarafından satılması ise baz paranın daralmasına neden olmaktadır. Etkin bir para politikası aracı olarak da bilinen bu yöntem hisse senedi-tahvil piyasalarının gelişmiş olduğu ülkelerde uygulanabilmekte ve para arzı üzerinde etkili olabilmektedir. Ancak finansal sistemleri yeterince gelişmemiş olan ekonomilerde açık piyasa işlemlerinin kullanılma olanağı oldukça sınırlıdır. Kamu Kesimine Verilen Krediler Karşılığında: Parasal tabanı etkileme yollarından birisi Merkez bankası tarafından kamuya açılan kredilerdir. Bu kapsamda nakit gereksinimleri karşılamak için, Merkez bankaları devlet iç borçlanma senetleri karşılığında kamu kesimine kredi verebilmektedir. Finansal sistemin ve finansal piyasaların, yeterince gelişmediği ekonomilerde daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Bu yöntem merkez bankalarının bağımsızlığını sağlamak amacıyla günümüzde çok kullanılmamaktadır. Nitekim Türkiye’de Merkez Bankası’nın parasal taban oluşturma yolları arasında, “kamu kesimine verilen krediler” yer almamaktadır. Çünkü, 2001 yılında Merkez Bankası Kanunu’nda yapılan düzenleme ile bu yöntemin kullanım olanağı ortadan kalkmıştır. Bankacılık Sistemine Açılan Krediler Karşılığında: Bankalar para arzı sürecinin önemli aktörlerindendir. Bankaların parasal taban talebi bankaların toplam mevduatına, kısa vadeli fon maliyetine (reeskont oranına) ve ekonomik faaliyetin canlılığına bağlı olarak değişir. Bankalar kendileri tarafından iskonto edilen senetleri Merkez Bankası’na götürüp, iskonto ettirerek merkez bankalarından kredi alabilirler. Bu sayede piyasaya para çıkarılmış (arz edilmiş) olmaktadır. Bu işleme reeskont, reeskont sırasında uygulanan faiz oranına ise reeskont faiz oranı denir. Merkez bankasının reeskont oranını artırması bankalar açısından merkez bankasından borçlanmanın maliyetinin artması anlamına gelmektedir. Bu nedenle reeskont oranının yükselmesi bankaların merkez bankasından borçlanma yoluyla sağlayabilecekleri rezervlerin azalması anlamına geldiği için parasal tabanın azalmasına yol açacaktır. Reeskont oranının düşmesi ise borçlanma maliyetinin azalması anlamına gelmekte ve bankaların merkez bankasından borçlanma yoluyla sağlayabilecekleri rezervlerin artmasını sağlayacağından parasal tabanın artmasına yol açacaktır. Merkez bankası, açık piyasa işlemleri yoluyla para tabanını istediği oranda kontrol edebilir. Ancak reeskont kredileri tamamen kontrolü altında değildir. Çünkü bankaların merkez 7 bankalarından borçlanmalarını belirleyen tek faktör reeskont oranı değildir. Örneğin, reeskont oranı çok düşük olsa bile, bankalar merkez bankasından borçlanmak istemeyebilirler. Bu durumda merkez bankası para tabanını istediği gibi kontrol edemeyebilir. 4. Para Arzını Etkileyen Faktörler Ekonomide yaratılan para arzı büyüklüğünü belirleyen birtakım faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerde meydana gelen değişmelere bağlı olarak para arzı miktarı azalıp çoğalmaktadır. Bu faktörler bağlamında para arzının belirleyicileri aşağıdaki gibi sıralanmaktadır: - Açık piyasa işlemleri - Reeskont kredileri - Zorunlu karşılık oranları - Bankaların aşırı rezerv bulundurma isteği - Halkın nakit tutma isteği Açık Piyasa İşlemleri: Açık piyasa işlemleri, merkez bankasının para tabanını etkilemek için DİBS (devlet iç borçlanma senetleri) başta olmak üzere çeşitli finansal araçları alıp satması işlemidir. Bu yöntemle merkez bankasının bankalar ve çeşitli aracı kurumlardan alım yapması para tabanını artırmaktadır. Aynı şekilde merkez bankasının banka ve aracı kurumlara yukarıda saydığımız çeşitli varlıkları satması durumunda ise para tabanı daralacaktır (azalacaktır). Ceteris paribus varsayımı altında, merkez bankasının bankacılık sisteminde açık piyasa alımı gerçekleştirmesi demek, banka rezervlerinin açık piyasa işlem tutarı kadar artması demektir. Parasal taban (MB), dolaşımdaki para (C) ve rezervler (R) toplamı olarak tanımlandığından rezervlerdeki artış parasal tabanı artırmaktadır. MB↑ = C + R↑ Hatırlayacağınız gibi para arzını, dolaşımdaki para ile vadesiz mevduatların toplamı olarak tanımlamıştık. Bu işlemde dolaşımdaki para miktarında herhangi bir değişiklik yoktur. Ancak, banka rezervleri artışına bağlı olarak mevduat çarpanı (kaydi para yaratma süreci) yoluyla vadesiz mevduatlar artacak ve dolayısıyla para arzı artacaktır. Açık piyasa işlemleri (APİ) ile merkez bankası bir satış gerçekleştirdiği takdirde mevduat çarpanı mekanizması tersinden işler ve para arzı daralır. Bu bağlamda açık piyasa işlemleri ile para arzı arasındaki ilişkiyi aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: APİ (Alım) ⇒ Rezervler ↑ ⇒ Parasal Taban ↑ ⇒ Para Arzı ↑ APİ (Satım) ⇒ Rezervler ↓⇒ Parasal Taban ↓⇒ Para Arzı ↓ 8 Zorunlu Karşılık Oranları: Merkez bankası para tabanı ve dolayısıyla para arzını zorunlu karşılık oranlarını kullanarak da etkileyebilir. Zorunlu karşılıklar; mevduat kabul eden bankaların topladıkları mevduatlara karşılık olarak merkez bankasında tutmak zorunda oldukları mevduatlarının kanunen saptanan miktarıdır. Zorunlu karşılıklar daha çok oransal olarak ifade edilir ve kullanılır. Uygulamada zorunlu karşılık oranları olarak bilinen oran, tutulan zorunlu karşılıklar miktarının mevduatlara oranı olarak ifade edilmektedir. Merkez bankaları zorunlu karşılık oranını bir para politikası aracı olarak kullanabilmektedir. Zorunlu karşılık oranları ile para arzı arasında ters yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Merkez bankası zorunlu rezerv oranlarını yükselttiğinde bankacılık sisteminin kaydi para yaratma olanakları daralacak ve bu durum para arzının azalmasına neden olacaktır. Zorunlu karşılık oranı düşürüldüğünde ise zorunlu karşılıkların bir kısmı kullanılabilir rezerv şekline dönüşür, bu da bankaların kredi tabanını artırır. Bankaların kredi tabanın genişlemesi de para arzının artmasına neden olmaktadır. Zorunlu karşılık oranları ile para arzı arasındaki ilişkiyi aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: Zorunlu Karşılık Oranları↑ ⇒ Rezervler ↓⇒ Parasal Taban ↓⇒ Para Arzı ↓ Zorunlu Karşılık Oranları ↓⇒ Rezervler↑ ⇒ Parasal Taban↑ ⇒ Para Arzı↑ Reeskont Kredileri: Bankaların, nakit gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla Merkez Bankasından senet iskontosu şeklinde talep ettikleri nakdi krediye reeskont kredisi denilmektedir. Bu kredinin uygulanmasında kullanılan faiz oranına, reeskont oranı denilmektedir. Reeskont oranı, zorunlu karşılık oranı gibi bir para politikası aracıdır. Merkez Bankası genişletici para politikası izliyorsa reeskont oranını düşürecek, daraltıcı para politikası izliyorsa reeskont oranını yükseltecektir. Merkez bankası reeskont oranlarını değiştirerek, bu krediyi bankalar açısından cazip hale getirebilir ya da tersini yapabilir. Yani burada reeskont oranlarının büyüklüğü oldukça önemlidir. Reeskont oranlarındaki bir düşüşe bağlı olarak, bankacılık sisteminin reeskont kredisi talebi artacaktır. Merkez Bankası’ndan kullanılan reeskont kredisine bağlı olarak bankaların rezervleri artacaktır. MB = C + R↑ Banka rezervleri artışına bağlı olarak, yukarıdaki eşitlik uyarınca parasal taban artacak sonuçta da para arzı artacaktır. Reeskont oranlarının artışı ise bankaların reeskont kredisi 9 taleplerinin azalmasına, sonuç olarak da para arzının azalmasına neden olmaktadır. Reeskont kredileri ile para arzı arasındaki ilişkiyi de aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: Reeskont Kredileri↑ ⇒ Rezervler↑ ⇒ Parasal Taban↑ ⇒ Para Arzı↑ Reeskont Kredileri↓ ⇒ Rezervler ↓⇒ Parasal Taban ↓⇒ Para Arzı ↓ Bankaların Serbest Rezervleri: Bankaların mevduatlarının belli bir kısmını merkez bankasındaki hesaplarında tutmak zorunda olduklarını ifade etmiştik. Ancak bankalar, isterlerse bu oranın üzerinde bir tutarı da serbest rezerv olarak tutabilirler. Serbest rezervler, beklenmeyen nakit çekilişlerini karşılamak ya da kârlı yatırımlarla karşılaştıklarında kullanmak için, bankaların yasal zorunluluk olmaksızın ayırdıkları fonlardır. Bu fonların toplam mevduata oranlanmasına da serbest rezerv oranı denir. Serbest rezerv oranının yükseltilmesi, yaratılan kaydi para miktarının daha düşük olmasına, dolayısıyla para arzının azalmasına neden olmaktadır. Tersi durumda, yaratılan kaydi para miktarı ve para arzı artacaktır. Bankaların serbest olarak tutacakları rezervlerin büyüklüğünü belirleyen bazı durumlar bulunmaktadır. Yani bankalar bu durumlar oluştuğunda zorunlu rezervlere ek olarak serbest rezervler de tutmak isteyebilirler. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanmaktadır: Mevduat çıkışlarının artacağı beklentisine bağlı olarak belli dönemlerde bankalar daha çok serbest rezerv tutmak isteyebilirler. Örneğin, bayram ve yılbaşlarında harcamaların artmasına bağlı olarak bankalardan beklenenin üzerinde bir mevduat çekilişi gerçekleşebilir. Buna önlem olarak da bankalar serbest rezervlerini artırmak isteyebilirler. Aynı şekilde piyasa faiz oranlarındaki değişmeler de serbest rezervlerin miktarı üzerinde etkili olmaktadır. Bu bağlamda piyasa faiz oranının artması, bankaların serbest rezervlerinin fırsat maliyetinin (alternatif maliyet) artmasına neden olmaktadır. Bu durumda bankalar daha az serbest rezerv tutmak ve daha çok kredi vermek isterler. Nakit Tutma İsteği ve Mevduatların Geri Dönüş Oranı: Para arzı üzerinde etkili olan başka bir faktör ise halkın nakit tutma isteğidir. Bireylerin tasarruflarını mevduat olarak değil de nakit olarak tutmak istemeleri bankacılık sisteminin yaratacağı kaydi para ve para arzı üzerinde etkili olmaktadır. Diğer şartlar sabitken (ceteris paribus), ekonomik birimlerin ödemelerde nakit tercih etmesi, nakit tutma oranının yüksek olmasına neden olmakta, bu da para arzı çarpanı konusunda göreceğimiz mekanizma ile para arzının azalmasına yol açmaktadır. Halkın 10 bankacılık sistemini yoğun kullanması veya ödemelerde nakit yerine kredi kartlarını daha fazla kullanması, nakit tercihini (nakit tutma isteği) olumsuz etkilemekte, bu durumda para arzının artmasına neden olmaktadır. Ekonomik birimlerin nakit tutma isteklerini belirleyen çeşitli faktörler aşağıdaki gibidir: - Finansal sistemin gelişmişliği, - Vadesiz mevduat faiz oranlarının büyüklüğü, - Enflasyon oranı, - Finansal istikrarsızlık, - Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü. Yukarıda sayılan faktörlerin her birinin nakit tutma isteğini farklı etkileyeceği açıktır. Örneğin içinde yaşanılan ekonomik yapının finansal gelişmişlik düzeyi ile nakit tutma isteği arasında ters yönlü bir etkileşim bulunmaktadır. Çünkü finansal gelişmeye bağlı olarak toplumun finansal kurumları ve özellikle bankacılık sisteminin kullanımı yaygınlaşacaktır. Bu durumda, ödemelerin nakit yerine finansal sistemin diğer araçları ile yapılmasına ve dolayısıyla nakit tutma isteğinin azalmasına yol açmaktadır. Aynı şekilde vadesiz mevduatlara ödenen faiz oranları da nakit tutma isteğini ters yönde etkilemektedir. Çünkü vadesiz mevduatlara ödenen faiz, elde nakit tutmanın alternatif maliyetini oluşturmaktadır. Dolayısıyla vadesiz mevduat faiz oranlarının artması nakit tutma isteğini azaltacaktır. Bunun tersi de doğrudur. Yani vadesiz mevduat faiz oranlarındaki bir azalış ya da vadesiz mevduatlara hiç faiz ödenmemesi durumu nakit tutma isteğinin artmasına neden olacaktır. Ekonomide yaşanan enflasyonun mevcudiyeti ya da enflasyon oranın yüksek seyretmesi de nakit tutma isteğini artırır. Bilindiği gibi enflasyon paranın satın alma gücünün azalmasına neden olmaktadır. Enflasyon oranın artışı bireylerin harcamalarını teşvik eder. Bu da onların nakit tutma isteklerinin artmasına neden olmaktadır. Ekonomide yaşanacak bir finansal istikrarsızlık durumu ekonomik birimlerin finansal sistemden kaçmalarına, finansal kurumları, özellikle de bankaları daha az kullanmalarına neden olmaktadır. Dolayısıyla böyle bir durumda ekonomik birimler birikimlerini nakit olarak tutmayı tercih etmektedirler. Yani finansal istikrarsızlık durumlarında nakit tutma isteği artmaktadır. Nakit tutma isteğini belirleyen bir diğer faktör ise kayıt dışı ekonominin boyutudur. Kayıt dışı ekonomi nakit kullanımının yaygınlığını gerektirir. Çünkü nakit dışındaki ödemeler, yapılan işlemin bir şekilde kayıt altına alınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla kayıt dışı ekonominin varlığı ve genişliği nakit tutma isteğini artırmaktadır. 11 Bankacılık sisteminden kredi şeklinde çekilen fonların, mevduat olarak ne ölçüde tekrar sisteme döndüğünü gösteren, “mevduat geri dönüş oranı” da bu süreçte oldukça önemelidir. Çünkü bu oranın büyüklüğü kaydi para büyüklüğü ve para arzı büyüklüğü üzerinde etkili olmaktadır. Bu bağlamda mevduatların geri dönüş oranı ne kadar yüksek olursa, yaratılan kaydi para o ölçüde yüksek olacağından para arzı da o kadar yüksek olacaktır. Bunun tersi de doğrudur. Yani mevduatların geri dönüş oranının düşük olması, kaydi para miktarının düşük olmasına ve para arzının azalmasına neden olacaktır. KAYNAKÇA AYDIN, Yılmaz (2015), Para Arzının Belirlenmesi, https://www.researchgate.net/publication/314261410 Para Teorisi (2012), Editör: Sevgi GEREK, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir. Para Politikası (2013), Editörler: Muharrem AFŞAR, B. Gülümser KAYTANCI, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir. Para Teorisi ve Politikası (2012), Editörler: Çetin DOĞAN, İnci PARLAKTUNA, Lisans Yayıncılık, İstanbul. ÖZYURT, Hasan (2006), Para Teorisi ve Politikası, Derya Kitabevi, Trabzon https://www.mahfiegilmez.com https://www.tcmb.gov.tr/ https://corporatefinanceinstitute.com/resources/economics/monetary-base/ 12
Puede agregar este documento a su colección de estudio (s)
Iniciar sesión Disponible sólo para usuarios autorizadosPuede agregar este documento a su lista guardada
Iniciar sesión Disponible sólo para usuarios autorizados(Para quejas, use otra forma )